akifin meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akifin meali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2009 Salı

Eşref Edip Fergan Kimdir

Eşref Edip Fergan (1882 – 1971) Türkistanlı bir ailenin çocuğuydu. Selanik / Serez'de doğdu. Sıbyan Mektebi'ni ve Rüştiye'yi burada bitirdi, Müftü Ümaduddin Efendi’den ilimler tahsil etti. Bir yıl kadar Mahkeme-i Şeriyye'de kâtip olarak çalıştıktan sonra İstanbul'a geldi. Mektebi Hukuk'a devam ederken Atik Ali Paşa Camii'nde Medrese derslerini takip etti. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Sırat-ı Müstakim adlı haftalık dergiyle yayıncılığa başlamıştır. Sebilürreşad’ın da sahibidir. Uzun yıllar İslam’a ve Müslümanlara karşı yapılan saldırı ve tenkitlere yazılarıyla cevap vermeye çalışmıştır. Fikri istikametini bozmadan devam ettirdiği yayıncılık hayatında sıkıntılarla karşılaşmış, sansür ve kapatmalara maruz kalmıştır. Önce Ebulula ile birlikte, daha sonra tek başına gerek bu derginin gerekse Sıratı Müstakim - Sebilürreşad Kütüphanesi'nin Kitap yayıncılığında büyük emekleri geçti. O dönem için çok başarılı sayılabilecek bir şekilde vaaz ve konuşmaları not almak ve düzenlemek suretiyle Dergi’de yayımladı. Milli Mücadale yıllarında Sebilürreşad'ı Ankara, Kastamonu ve Kayseri'de yayınladı. İstanbul'a karşı Ankara'yı destekleyen Mecmua’nın geniş halk kitlelerini etkileyecek faaliyetlerinde hizmetleri geçti. Lozan Anlaşması sonrasında İslamcı kesimin Meclis'den ve etkin odaklardan uzaklaştırılması teşebbüslerinden Sebilürreşad da büyük ölçüde etkilendi. Nihayet Şeyh Said ayaklanması vesile edilerek çıkarılan Takriri Sükûn Kanunu ile Sebilürreşad kapatıldı ve sahibi Eşref Edip tutuklanarak Şark İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı (1925). Şartlı olarak serbest bırakılmasının ardından İstanbul’a geldi, Asarı İlmiye Kütüphane’sini kurdu ve çoğu tercüme küçük risaleler yayınladı. Eşref Edip, Ebül’ula Mardin ile birlikte 182 sayı çıkardı. Bu sayıdan itibaren Ebül’ula Üniversite hocalığına başladığı için tek imtiyaz sahibi olarak dergiyi yayınlamaya devam etti. Yaklaşık bir buçuk yıl yayın hayatına ara veren Eşref Edip, savaş sonrasında işgal altında bulunan İstanbul’da yeniden Sebilürreşad’ı yayınlamaya başladı. Milli Mücadele’nin başlamasından sonra Anadolu Hareketine destek verdi. Mehmed Akif ile birlikte Milli Mücadelecilere arka çıktı. İşgal altında bulunan İstanbul’da derginin yayınlanamayacağı endişesiyle Anadolu’ya geçti. Önce Kastamonu ve daha sonra Ankara’da dergisini yayınlamaya devam etti. Mehmed Akif’in, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde yaptığı vaazları dergisinde yayınlayarak Milli Mücadele şuurunun güçlenmesine katkıda bulundu. Derginin Anadolu’nun ücra yerlerine ulaştırılmasında askeri birliklerden istifade etti. Bunlar aracılığıyla insanlara ulaştırmaya çalıştı. Ankara’da, Mehmed Akif ile Taceddin Dergahı’nda birlikte bulundu. İslam Şurasını toplamak gayesiyle Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Ahmed Senusi ve Mehmed Akif ile birlikte fikir teatisinde bulundu. Eşref Edip 1948 yılında Sebilürreşad’ı yeniden yayınlamaya başladı. Dergide Ali Fuat Başgil, Cevat Rifat Atilhan, Kazım Nami Duru, Ömer Rıza Doğrul ve Hasan Basri Çantay gibi müelliflerin yazılarına yer verdi. Yıllarca CHP’ye karşı mücadele veren ve yanlışlarını eleştiren Eşref Edip, 1950 öncesinde Celal Bayar’ın, dini konularla ilgili sergilediği yanlış tutum ve davranışlarını da eleştirdi. Bu eleştirilerden oldukça etkilenen Celal Bayar, derginin kapatılması maksadıyla dönemin başbakanı Şemsettin Günaltay’a müracaat etti. Ancak, isteği kabul görmedi. Tek Parti yönetimi çözülmeye başlarken o tekrar yoğun bir yayın faliyete girişti. MEB’in neşrettiği İslam Ansiklopedisi’ne karşı İslam-Türk Ansiklopedisi'ni neşre başladı. Mayıs 1948’den itibaren Sebilürreşad'ı yeniden yayın hayatına soktu ve etrafına topladığı yazar kadrosuyla Halk Partisi'nin 1950 sonrasında da DP’nin Din, Laiklik, Siyaset konularındaki icraatını tenkit etti. Yazdığı yazılar ve Ahmed Emin Yalman'la yaptığı yazılı münakaşalar yüzünden Malatya hadisesi sonrasında tutuklandı. Son yargılanması ise Kara Kitap yüzünden oldu. 15 Aralık da vefat etti. Edirnekapı mezarlığına defnedildi. Eserleri: -Mehmet Akif- Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, -Inkılap Karşısında Akif- Fikret Gençlik Tan'cılar, -Tevfik Fikret'i Beş Cepheden 40 Mukarririn Tenkitleri, -İslam Ansiklopedisinin ilmi Mahiyeti, -Çocuklarımız Din Kitabı, -Risalei Nur müellifi Bediuzzaman Said Nur- Hayatı, Eserleri, Mesleği, -Qur'an- Garp Mütefekkirlerine Göre Qur'an'ın Azamet ve İhtişamı Hakkında Dünya Mütefekkirlerinin Şehadetleri, -Bediuzzaman Said Nur ve Nurculuk, -Risalei Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında ilmi bir Tahlil, - Kara Kitap- Milleti nasıl aldattılar, mukaddesatına nasıl saldırdılar?, Sebilürreşad ve İstiklal Mahkemesi hatıraları hemen Sebilürreşad'ın yeni döneminde tefrika edilmiş, N. Şahiner tarafından hazırlanan bazı hatıraları da Yeni Asya gazetesinde (Ocak 1978) neşredildi.

18 Nisan 2009 Cumartesi

MÜCADELE ve AKİFİN ÜLKEDEKİ SON YILLARI

MÜCADELE ve AKİFİN ÜLKEDEKİ SON YILLARI
Mehmet Akif Ersoy
Yükleyen ebbkr"> Nisan 1920 de Ankara’ya gelmiş. Din adına açılmış bir Meclis ve bir cihat vardır İttihat Terakki yönetimine Müslüman değil gözüyle bakan halk, düşman işgaline karşı sessizliğini bozmadığı zamanda M.Kemal onu çağırmış (Halk üzerindeki etkini bildiği için); kuracağı Meclisin şeri bir Meclis olacağını, Başında İslam Halifesinin bulunacağı vaadini yapmıştır. 19 Kasım 1920 günü Kastamonu Nasrullah Camii kürsüsünde meşhur vaazını yapar. Vaazı, tekrar açılan 464 nolu Sebilürreşatın 12 tam sayfasını içerir. Tekrar tekrar basılır, binlerce dağıtılır. El Cezire Cephesi Komutanlığı Diyarbekir vilayet matbaasında 32 sayfalık bir kitapçık halinde bastırır, bütün cepheye dağıtır. Hafız Ömer anlatır: o sabah kahvaltıda aynı yere davetli idik. Yanında bir kitap gördüm, sordum; Tefsiri Celaleyn olduğunu söyledi. Kelamı Kadim gibi okurum. Şimdiye kadar 18 defa hatmettim. Şimdi 19.hatimeye devam etmekteyim, dedi. Akif,1920–1923 Mayısına kadar Burdur Milletvekiliydi. 2.Meclis için yapılan seçimlerden Müslümanlar ve sisteme muhalif olanlar tasfiye edildi. 1925 yılında mısırdan geldiğinde siyasi, dini, fikri, bütün çevrenin devlet terörü altına alındıklarını gördü. Başmuharrir olduğu Sebilürreşat kapatılmış, yakın dostu Eşref Edip tutuklanmış, İstiklal Mahkemelerinde yargılanıyordu. Sebilürreşat yaptığı yayınlarla halkı isyana teşvik suçundan yargılanıyordu. Yakın dostu Tefsir âlimi Hasan Basri Çan tay’ın anlattığına göre Akif’in Mısır’a son gidişi kimilerinin dediği gibi şapka kanunu yüzünden değildi. O, rejim devlet düşmanı sayılarak polis tarafından takip altına alınmıştı ve bu durum Üstat Akif’in çok zoruna gitmişti. Daha ülkeden ayrılmazken emeklilik maaşını vermediler, iş vermediler yetmedi peşine polis taktılar. AKİF NE YAPABİLİRDİ İstiklal Marşı müsabakasında mükâfat olarak 500 lirayı almayıp hayır kurumuna veren Akif o günün kış soğuğunda Meclis giderken bir arkadaşının muşambasını emanet alır giderdi. Şefik Kalaylıdır bu. Kendisine iyi niyetle; Akif Bey, hiç olmazsa sırtına bir palto alsaydın dediği için kızıp darıldığı arkadaşıdır bu. On yıllık bir savaşın ardında kalan, harap ve bitap bir halk. Topu sekiz milyon. 3/2 i yaşlı, kadın ve çocuk, kalanı ise harp yorgunu, yaralı, hasta ve bakımsız bir toplum. Yolsuz, telefonsuz, radyosuz bir zamanda böyle bir halkın başına kurtarıcı gelen sivil ve subaylardan oluşmuş bir kadronun yapacağı değişikliklere yanlış da olsa kim muhalefet edebilirdi. Akif’in gücü de ortadaydı. Oğlu M.Emin Ocak 1967’de Tophanede terkedilmiş bir kamyonetin karoseri içinde soğuktan donmuş bir şekilde bulundu. Yatacak yeri yoktu. Burayı kendine ev edinmişti. AKİF-MÜSLÜMANLAR ve İTTİHAT TERAKKİ Akif de diğer Müslümanlar gibi Meşrutiyetten önce İttihat terakkiye üye olanlardan biriydi. Mustafa Sabri Efendi, Bediüzzaman vb. gibi. Yalnız o cemiyete girerken yapılan yemin metnini o şekli ile kesinlikle kabul etmeyeceğini söylemiş ve uzun bir tartışmadan sonra cemiyetin yemin metni değiştirilerek önüne gelmişti. Metnin aslında şöyle bir ifade vardı: “Cemiyetin her yaptığına kayıtsız şartsız itaat edeceği ifadesi”. Ben ancak maruf olan işlerine itaat ederim demişti. MISIR HAYATI VE SEFALET PARAM YOK: Hilvan’dan Kahire’ye inerken bazen yol parası bulmakta zorlanıyorum.(Eşref Edip’e yazdığı bir mektuptan.) MISIRDA TÜRK TALEBELER VE SOHBETLERİ Öğrencilerden biri Yozgatlı İhsan Efendidir. Türkiye’ye dönerken yazmış olduğu Kuran Malini kendisine emanet ettiği şahıstır. Bu zat şu an İKÖ başkanı olan Ekmeleddin İhsan oğlunun babasıdır. Bir diğer öğrenci İsmail Ezherli Efendidir. Bu zat daha sonraları Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı yapacak zattır. BİR TAVSİYESİ Müslümanların özellikle Arapçadan sonra en az ikinci dil olarak İngilizceyi öğrenmelerini tavsiye ederdi. Dünyada İslami eserlerin en çok bu iki dil ile yazıldığını söylerdi. MISIRDA FERDİ VECDİ İLE MÜLAKATI Birçok eserlerini Türkçeye tercüme ettiği Mısır ulemasından Ferid Vecdi ile ilk görüşmesini anlatır; Ben bizim Birgivi Arapçasıyla konuşmaya başladım. Zahmet çekme, Ben Türkçe bilir, dedi. Daha sonralar Şeyh M.Abduh’un mektebinden yetişmiş Şeyh Meraği ile görüşür, sohbetler eder. Akif onu över, takdir ederdi. Meraği Ezher’de büyük ıslahat yapmak için uğraşan biriydi. MISIRLI ABDÜLVAHHAB AZZAM ve AKİF Hilvan’da sık sık buluşup görüştüğü bir dostuydu. Ezher’de hocaydı. Akif, A.vahhab Azzam’a Pakistanlı Şair M.İkbal’ı tanıtmış, onun eserlerini birlikte okumuşlardır. Daha sonra Azzam, İkbal hakkında bir kitap yazarak onu Arap âlemine tanıtmıştı. Akif’in damadı olan Ömer Rıza Doğrul’da aslen Mısırlıydı. Akif’le bu dostların birçoğunu buluşturan bu damadıydı. Ömer Rıza Doğrul, Türkiye’ye yerleşen ve Selamet dergisini çıkaran şahsiyetti. Bu gazetede yazılar yazardı. AKİF ve ŞEHİT HASAN EL BENNA Akif Mısır Ezher’de Türk Edebiyatı Profesörü idi. Aynı üniversitede olan yakın dostu A.Azzam ile evlerinde dini sohbetler yaparlardı. Bu sohbetlere camiadan insanlar katılır, fikir alışverişinde bulunurlardı. Camianın ilim ve edebiyat çevresiyle yakından tanıştı, tanıştılar. Bunlar arasında o eve gidenler arasında büyük dava adamı Şehit Hasan El Benna da bulunmaktadır. Ali Ulvi Karaca anılarında anlatır. Büyük şehit El Benna ve öğrencileri o yıl hacca gelmişlerdi. Birkaç gece görüştük, sohbet ortamında bulunduk. Yine böyle bir gece Elbenna ezanın verdiği manevi haz ve duygu ile kiliselerde çalınan çanın kıyaslamasını yapıyordu. Ben söze girdim ve Ezanın milli marşımızdaki varlığından bahsettim. Okumamı istedi, okudum. Marşta geçen İslami kavram ve kelimeler o kadar hoşuna gitti ki kimin yazdığını söyledi. Şairül İslam Akif, dedim. Zor durumda olduğu halde para ödülünü almadığından bahsettim. Öğrencilerine döndü; Ya İhvan… Hazel iman İstiklal marşı yazıyor, giyecek paltosu yok, ikramiyeyi kabul etmiyor. İman budur işte… İman budur, dedi. Daha sonra kendisiyle tanıştıklarını, 3-4 defa Üstad Abdulvahhab Azzam’ın evinde görüştüklerini söyler. AKİF DEMİR HAFIZDI Cemaatsiz kıldırdığı hatimli teravihleri, hafızlık hocası Arap Hoca ya mektupla şaka yollu şu şekilde haber veriyordu: Üstadı fazılım, efendim; himmetiniz bereketiyle hıfzım demir gibi oldu. Ya bu Ramazan ya gelecek Ramazan 3-4 dayanıklı Müslüman bulursam hatim ile teravih kıldırmak niyetindeyim. Evet, hem hatme dayanacak hem benim sesime dayanacak Müslümanları bulmak kolay değil… Şimdilik bizim Emin’le cemaate duruyorum. Birkaç zaman sonra döndüğümde onu da bulmayınca kendim tek başıma devam ediyorum. İLK GAZETE İLK YAYIN: SEBİLÜRREŞAT Yayınlanacak konular tespit edilir. Bunlar; Tefsir, Hadis, Felsefe, İctimaiyat, Fıkıh, Edebiyat, Tarih,Terbiye, Siyasiyat, Hayatı Akvamı İslamiye, Harekatı İlmiye ve Fikriye konulu köşelerden meydana gelecekti. Halim Sabit’in önerisiyle Tefsir ve Meal işine Akifi getirirler. AKİFİN YORUMU ve TEFSİRE GİRİŞ: Kütüphanelerimizde Arabi- Türki hatta sair dillerde matbu tefsirler olduğu için tekrarını burada nakletmekte bir faide görmyoruz.bunları herkes istediği her yerde okuyup faydalanabilir. Bizim dergide geçecek tefsir eserler yeni yeni bir takım faideler temin edecek, günümüze uyarlanmış, zamana taşınmış bir dirayet tefsiri olacak. Bu noktadan ehemmiyetli buluyoruz. Tefsir ilminin ihyasına çalışağız. Konyalı Vehbi efendi; Tecridi Sarih, Akaidi Hayriye eserleri ve 15 ciltlik Hülasatül Beyan tefsiri ile tanınan bir zat. Akif’in mebus arkadaşıdır. Yazdığı tefsiri bastırmadan önce Akif’e okutmak istemiş ve gözden geçirmesini rica etmiş, onun fikirlerine göre hareket edeceğini söylemiş. Araya koyduğu zat Hasan Basri Çantaydır. KURAN MEALİ TEKLİFİ: 60 vekilin imzasıyla Buhari Tecridi; Babanzade A.Naim’e, Kuran Tefsiri; Elmalılı Hamdi Yazır’a, Kuran meali ; M.Akif Ersoy’a teklif edilir. Mısırda 6 yıl Meal üzerinde çalışan Akif nerdeyse bitirmiştir mealini. 1932-1933 yıllarında dinde reform adında yeni ve keyfi bir din çıkarılmaya çalışıldı. Kurlan bir komisyonda neler değiştirilebilir, Batıya nasıl entegre oluruz, benzeriz hesabı yapıldı. Camilere ayakkabılarla girilmesi, sıraların yerleştirilmesi, piyano beneri müzik aletlerin bile konması teklif edildi. Komisyonda yer alan Ferit kam ve Babanzade dışında karşı oy kullanan kimse çıkmadı. İkisi de üniversite hocasıydılar. Babanzade daha sonra üniversite eğitimine getirilen değişiklikle görevine son verildi. Bu yıllarda tüm Türkiye’de Türkçe Kuran ve Türkçe Ezan okutulmaya başlanmıştı. 5 şubat 1932’de Süleymaniye camiinde Türkçe ezan ve kametten sonra ilk Türkçe hutbe okundu. Hatip minbere başı açık,papyon, kravat ve redingot ile çıktı. Temmuz 1932 diyanetin bir yazısı ile Ezan türkçe okunmaya başladı. 1950 Demokrat Parti, Adnan Menderes dönemine kadar tam 18 yıl sürdü. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim, inlemeli! Ayakta alkışlarla kabul edilen bu sözlerin aksine şehadet cümleleri yurdun üzerinden kaldırılmış oluyordu. AKİF ve KURAN MEALİNİN SONU Mısırda öğrenci olan İhsan Efendi, Akif’in değer verdiği bir şahsiyetti. Özü sözü bir, adam gibi adamdı. İşte Akif 1936’da yurda dönerken bitirmiş olduğu mealini bu zata emanet etmişti. Şayet kendisi dönmez veya ölürse bu meali yakmasını vasiyet etmişti. 1961 yılında İhsan efendi hasta yatağında oğlu Ekmeleddin’i çağırır: Oğlum ben ölünce çekmecedeki 2 tomar defteri alıp yakarsın, der. Ekmeleddin ortaokul öğrencisidir. Sayfaları görünce bunun Akif’in meali olduğunu anlar. Çünkü daha önceleri Eşref Edip ve Damat Ömer rıza Doğrul kaç defa istemelerine rağmen babası yaktığını söylemişti. Edebiyatçı Mustafa Sabri’ye bir büyük olarak haber verilir. Heyecan ve korkuya kapılırlar. Ve bunlar İbrahim Sabri (şeyhülislam Mustafa Sabri’nin oğlu), İsmail Hakkı Şengüller, Ekmeleddin balkonda yaktıkları ateş ile Meali yakarlar. Yıl 1961. o yıl, menderes ve iki arkadaşı ülkeyi irticaya sürmekten idam edilmişlerdi. Yine Türkçe ibadet gündeme gelmişti. İşte Akif’in meali böyle bir atmosferde yakıldı.

15 Mart 2009 Pazar

Mehmet Akif Ersoy Üstad’ın Hayatı Kronolojisi

Mehmet Akif Ersoy Üstad’ın Hayatı Kronolojisi

1873: Mehmet Akif İstanbul Fatih Sarıgüzel'de doğdu

1877: Mehmet Akif 4 yaşında mahalle mektebine başladı

13 Şubat 1878:

İkinci Abdülhamit Meclis-i Mebusan'ı kapatarak 33 yıl sürecek dönemini başlattı.

1879: Akif, 7 yaşında Emir Buhari İlkokulu'na başladı.

1882: 3 yıllık ilkokulu bitirerek, 9 yaşında Rüştiye'ye girdi.

1885

12 yaşında Mekteb-i Mülkiye'nin lise kısmına başladı.

1887: 14 yaşında, Mekteb-i Mülkiye'nin yüksek kısmına girdi.

1887-1888: Evleri yandı ve babası öldü.

1888: Akif, 15 yaşında, Baytar Mektebi'ne girdi.

3 Kasım 1892: 19 yaşında, bilinen ilk şiirlerinden "Destur"u yazdı.

14 Aralık 1893: 20 yaşında, Baytar Mektebi'ni bitirerek memurluğa başladı.

1894:21 yaşında, İsmet Hanım'la evlendi. Edirne'de gezici görevde bulunuyor.

14 Mart 1895: 22 yaşında, yayımlanan ilk şiiri "Kur'an'a Hitap" Mektep Mecmuası'nda çıktı.

1896

23 yaşında, Beşinci Ordu'ya at satın almak için Adana'ya sonradan Şam'a kadar gitti.

20 Mayıs 1897: Türk-Yunan Savaşı başladı.

1897: Bazı şiirleri Resimli Gazete'de yayımlandı (24 yaşında). Cemalettin Efgani İstanbul'da öldü.

1899: Muhammed Abduh, Mısır Müftülüğü'ne atandı.

26 Haziran 1903: "Hersekli Arif Hikmet" manzumesini yazdı.

1905: Rusya'da Çarlığa karşı geniş ayaklanmalar; Muhammed Abduh öldü; Tevfik Fikret "Tarih-i Kadim"i yazdı. Orman ve Meadin ve Ziraat Nezareti Beşinci Şube Baytar Müfettiş Muavinliği'ne atandı.

4 Ekim 1906: İlk görevinin yanında, (33 yaşında) Halkalı Ziraat Mektebi'ne kompazisyon öğretmeni olarak da atandı.

29 Aralık 1906: "Küfe"yi yazdı.

25 Ağustos 1907: (34 yaşında). Çiftlik Ziraat Mektebi Türkçe öğretmenliğine atandı.

28 Ocak 1908: "Seyfi Baba"yı yazdı.

23 Temmuz 1908: İkinci Meşrutiyet ilan edildi.

28 Temmuz 1908: Mehmet Akif, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne kaydoldu.

27 Ağustos 1908: Sebilürreşat'ın ilk sayısı ve Akif'in bu dergide ilk manzumesi "Fatih Camii" yayımlandı.

11 Kasım 1908: Darülfünun Edebiyat Müderrisliği'ne atandı.

17 Aralık 1908: Meclis-i Mebusan açıldı.

13 Nisan 1909: "31 Mart" Ayaklanması başladı.

27 Nisan 1909: İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan Reşat padişah oldu.

1911: (38 yaşında). İlk kitabu Safahat Birinci Kitap adıyla yayımlandı.

29 Eylül 1911 :Türk-İtalyan Savaşları başladı.

5 Mart 1912: Yazılarının yayınlandığı Sıratı Müstakim, sebillürreşat olarak adını değiştirdi.

1912: (39 yaşında) Safahat, İkinci Kitap "Süleymaniye Kürsüsünde" yayımlandı.

15 Ekim 1912: Türk-İtalyan Savaşı sona erdi.

8 Ekim 1912: Balkan Savaşları başladı.

23 Aralık 1912 : Akif İstanbul'dan Mısır'a gitti.

6 Ocak 1913: Balkan Savaşları'nı sonuçlandırmak için toplanan Londra Konferansı sonuçsuz olarak dağıldı.

20 Şubat 1913: Akif, Mısır'dan İstanbul'a döndü.

23 Ocak 1913: İttihatçılar Babıâli Baskını'nı düzenleyerek iktidara hakim oldular.

2 Şubat 1913: Akif (40 yaşında). Beyazıt Cami Kürsüsü'nde halkı birliğe ve yurt savunmasına çağırdı.

7 Şubat 1913: Fatih Cami Kürsüsü'nde konuştu.

5 Mart 1913: Edirne teslim oldu.

11 Mayıs 1913: Akif memurluktan istifa etti.

30 Mayıs 1913: Londra Antlaşması'yla Edirne Bulgarlara bırakıldı.

Mayıs-Haziran Safahat, Üçüncü Kitap "Hakkın Sesleri" yayımlandı.

29 Haziran 1913: İkinci Balkan Savaşları başladı

10 Temmuz 1913: "Fatih Kürsüsü'nde" uzun manzumesi Sebilürreşat'ta yayımlandı.

21 Temmuz 1913: Edirne kurtarıldı.

10 Ağustos 1913: Bükreş Anlaşması'yla Balkan Savaşları sona erdi.

14 Ağustos 1913: Akif'in ilk "Tefsir Serif"i yayımlandı.

1914: "Fatih Kürsüsünde" kitap olarak yayımlandı. Yılın ilk aylarında Akif Mısır'a gitti, Medine'ye kadar yolculuk yaptı.

29 Ekim 1914: Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'na girdi.

Aralık (?) 1914: Akif (41 yaşında). Almanların elindeki esir Müslüman askerlerine propağanda yapmak amacıyla Almanya'ya gönderildi.

5 Mart 1915: Akif (42 yaşında). Berlin Hatıraları'nı bitirdi.

8 Nisan 1915: Berlin Hatırları yayımlanmaya başladı.

25 Kasım 1915 : Sebiürreşat yayınına 5,5 ay ara verdi.

1916 (ilk Ayları) : Akif (43 yaşında). Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan'a Gezisi 4-5 ay sürdü.

10 Mayıs 1916: 5,5 aylık aradan sonra Sebilürreşat yeniden yayımlandı.

26 Ekim 1916: Sebilreşşaü 20 ay kadar yeniden kapandı.

1917: Safahat, Beşinci Kitap Hatıralar yayımlandı; (44 yaşında) Akif, Lübnan'a geri döndü; Dar-ül Hikmet-ül İslamiye başkatipliğine atandı.

4 Temmuz 1918: Sultan Reşat öldü. Vahdettin tahta geçti.

17 Temmuz 1918: Sebilüreşşat, yeniden yayına başladı.

1918 : "Süleymaniye Kürsüsünde" nin üçüncü basımı, Hakkın Selleri ve Hatıralar'ın ikinci basımları yapıldı.

30 Ekim 1918: Mondros Ateşkes Anlaşması imza edildi.

13 Kasım 1918: İtilaf donanması İstanbul'a geldi.

21 Aralık 1918: Meclis-i Mebusan kapatıldı.

26 Aralık 1918: Akif'in "Hala mı Boğuşmak" manzumesi yayımlandı.

15 Mayıs 1919: İzmir işgal edildi.

19 Mayıs 1919: Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a çıktı.

12 Haziran 1919: Sebilürreşat, mandacılığa karşı çıktı.

26 Haziran 1919

Sebilürreşat, Türklerle Arapların ayrılamayacağını yazdı.

23 Temmuz 1919

Erzurum Kongresi açıldı.

4 Eylül 1919

Sivas Kongresi açıldı.

18 Eylül 1919

Akif (46 yaşında). Asım, Sebilürreşat'ta yayımlanmaya başlandı.

12 Ocak 1920

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi açıldı.

22 Ocak 1920

(47 yaşında) Dar-ül Hikmet-ül İslamiye üyeliğine atandı.

23 Ocak 1920: Akif Balıkesir'de Zağanos Paşa Camii'nde halkı düşmana ve bozgunculara karşı birlik olmaya çağırdı.

16 Mart 1920:İstanbul İtilaf Devletleri'nce işgal edildi.

11 Nisan 1920:Şeyhülislamlık fetavası yayımlandı. Akif (47 yaşında). İstanbul'dan gizlice Anadolu'ya geçti.

23 Nisan 1920: Büyük Millet Meclisi açıldı.

28 Nisan 1920:Hakimiyeti Milliye Mehmet Akif'in Ankara'ya geldiğini yazdı.

3 Mayıs 1920: Dar-ül Hikmet-ül İslamiye'deki görevine son verildi.

6 Mayıs 1920: Sebilürreşat'ın İstanbul'da son sayısı yayımlandı.

3 Haziran 1920:Biga'da adaylar arasında en yüksek oyu alarak mebus seçildi.

5 Haziran 1920:Burdur Mebusluğu Meclis'te onaylandı.

Haziran 1920 İsyancıları bastırmak üzere Konya'ya gönderildi. Daha sonra Burdur ve Antalya'ya gitti.

15 Temmuz 1920:Mehmet Akif, Meclis'te ant içti. Eşref Edip, Kastamonu'ya geldi.

17 Temmuz 1920: Burdur Mebusluğu'nu tercih ettiğini Meclis Başkanlığı'na bildirdi. (18 Temmuz'da görüşülüp onaylandı.)

4 Ekim 1920:Basın ve Haber alma Genel Müdürlüğü, Meclis Başkanlığı'ndan Akif'in "irşat" için Kastamonu'ya gönderilmei iznini istedi.

19 Ekim 1920:Kastamonu'ya geldi.

25 Ekim 1920:Batı Cephesi Komutanlığı'nın isteğiyle, Maarif Vekaleti'nin İstiklal Marşı yarışması açtığı haberi Hakimiyeti Milliye'de yayımlandı.

5 Kasım 1920:Açıksöz'de ilk manzumesi yayımlandı: "Kır Ağası'nın Rüyası."

5 Kasım 1920:Kastamonu Nasrullah Camii'nde Sevr Anlaşması'nı anlatarak halkı birliğe ve milli mücadeleye çağırdı. Avrupa'ya karşı Moskova yönetimiyle iyi ilişkiler geliştirilmesini savundu.

28 Kasım 1920:Sebilürreşat'ın Anadolu'da ki ilk sayısı Kastamonu'da, Akif'in Nasrullah Camii Kanuşmasıy'la yayımlandı.

3 Aralık 1920:Kastamonu ilçelerinde yaptığı konuşmalar nesterilmeye başladı.

24 Aralık 1920:Akif ve Eşref Edip Kastamonu'dan Ankara'ya gitti.

3 Şubat 1921:Sebilürreşat'ın Ankara'da ilk sayısı yayınlandı.

5 Şubat 1921:Maarif Vekili Namdullah Suphi Tanrısever bir mektupla Mehmet Akif'e başvurarak İstiklal Marşı Yarışması'na katılmasını istedi.

8 Şubat 1921:Meclis Kürsüsü'nde tek konuşmasını yaptı. Tevfik Paşa Hükümeti'ne yumuşak bir cevap yazılmasını önerdi. Mustafa Kemal buna karşı çıktı.

10 Şubat 1921:Elcezire Cephesi Komutanı Nihat Paşa, Akif'e bir mektup yazarak Nasrullah Camii Konuşması'nı ödü. Onun Diyarbakır'da kitapçık halinde basıldığını haber verdi.

17 Şubat 1921:"İstiklal Marşı" Hakimiyeti Milliye ve Sebilürreşat'ta yayımlandı. (Açıksöz'de 21 Şubat tekrar Hakimiyeti Milliye; 14 Mart, Gaye-i Milliye; 26 Mart; Yeni Giresun

26 Şubat 1921:İstiklal Marşı konusu Meclis'e getirildi. Seçimin Meclis genel kurulunda yapılması kararlaştırıldı.

1 Mart 1921:İstiklala Marşı Meclis'in ikinci çalışma yılının açılışında okundu, alkışlarla karşılandı.

12 Mart 1921:(Akif 48 yaşında) İstiklal Marşı Meclis'te tartışılarak kabul edildi.

Mart 1921 Marş için beste yarışması açıldı.

19 Mart 1921:Akif'in de içinde olduğu Anadolu'da bir İslam kongresi için hazırlık kurulu ilk toplantısını yaptı.

1 Nisan 1921:Besteci Ali Rıfat Bey, bestelediği İstiklala Marşı'nı Kadıköy Apollon Tiyatrosu'nda çaldı.

14 Nisan 1921:(15 Nisan'da Sebilürreşet'ta) "Süleyman Nazif'e" Hakimiyeti Milliye'de yayımlandı.

30 Nisan 1921:Akif'in Afgan elçiliği ziyareti Sebilürreşat'ta neşredildi.

7 Mayıs 1921:"Bülbül" Sebilülreşat'ta yayımlandı.

9 Mayıs 1921 :Sebilülreşat-Hükümet ilişkileri Meclis'te tartışıldı.

10 Mayıs 1921:Akif'in de üye olarak gösterildiği Birinci Grup Mustafa Kemal tarafından kuruldu.

23 Ağustos 1921:Sakarya Savaşı başladı ve 13 Eylül'de kazanıldı.

12 Eylül 1921:Akif'in Afgan Elçiliği'ni ziyareti Açıksöz'de yayımlandı.

24 Eylül 1921:(Ali Şükrü'nün konuşması) Kayseri'ye taşınan Sebilülreşat'ın buradaki ilk ve tek sayısı ile birlikte yayımlandı.

1 Kasım 1921:İstiklal Marşı'ını bestelenmesi konusu Meclis'te tartışıldı. Genel kurul beste seçiminin İstanbul'da yapılması isteğini reddetti.

19 Kasım 1921

Ali Rıfat Bey'in bestesi Yarın gazetesinde yayımlandı.

10 Aralık 1921: 2,5 aylık bir aradan sonra Sebilürreşat yeniden Ankara'da yayımlandı.

31 Aralık 1921:Akif ve arkadaşlarının İstanbul'daki ahlaksızlıkların kınanmasıyla ilgili önergesi tartışılarak kabul edildi.

3 Nisan 1922:(Akif 49 yaşında) "Leyla" Hakimiyeti Milliye'de yayımlandı.

26 Temmuz 1922 : Akif, İstiklala Mahkemeleri aleyhine oy kullandı.

29 Temmuz 1922:Üç milletvekiliyle birlikte Akif'in, askerlerin bayramını kutlamak üzere cepheye gittiği açıklandı.

26 Ağustos 1922:Türk ordusu Büyük Taarruz'a başladı.

9 Eylül1922:Türk ordusu İzmir'e girdi. Meclis'te Sebilürreşat'a yardım konusu tartışıldı. Basına hükümet yardımı kesildi.

1 Kasım 1922:Padişahlık kaldırıldı.

16 Aralık 1922:Akif, Eğitim Komisyonu Başkanlığı'ndan istifa etti.

19 Ocak 1923: 2 ay ve 7 günlük bir aradan sonra Sebilülreşat yeniden yayımlandı.

29 Ocak 1923:Yunus Nadi'nin Cumhuriyet'te "Yeni bir Savaş Devri" başlıklı yazısı mecliste tartışıldı. Akif ve arkadaşlarının yazıya itirazları kabul edilmedi.

27 Mart 1923: Atatürk'le muhalefetin sözcüsü Ali Şükrü Bey kavga halindeydi. Sahneye çıkan Topal Osman Ağa, Ali Şükrü'yü bir bağ evinde öldürdü

1 Nisan 1923:Meclis, seçimlerin yenilenmesi kararını aldı.

12 Nisan 1923:Sebilürreşat'ın Ankara'da son sayısı çıktı.

Mayıs 1923 Mehmet Akif 50 yaşında, İstanbul'a döndü.

16 Mayıs 1923:Sebülürreşat, taşınmasından 3 yıl sonra yeniden İstanbul'da yayımlanmaya başladı.

Ekim 1923 Abbas Halim Paşa'nın çağrısına uyan Mehmet Akif kışı geçirmek üzere Mısır'a gitti. (1924 baharında dönecek, kışın yeniden gidecek,1925 baharında tekrar gelecek ve sonbaharında yeniden gidecektir.)

29 Ekim 1923:Cumhuriyet ilan edildi.

3 Mart 1923:Halifelik kaldırıldı. Eğitimin birleştirilmesi yasası çıktı. Şer'iye ve Evkaf Vekaletleri kaldırıldı.

5 Mart 1925:Sebilürreşat'ın son sayısı yayımlandı.

6 Mart 1925:Hükümet, diğer bazı yayım organlarıyla birlikte Sebilürreşat'ı kapattı

Mayıs 1925 Sebilürreşat'ın sahibi ve müdürü Eşref Edip Fergon, İstiklal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere tutuklanda.

1925:Polis tarafından takibe alınan Mehmet Akif (52 yaşında) Mısır'a gitti.Vatan Haini muamelesi görmesi onu üzdü

2 Eylül 1925:Bakanlar Kurulu türbe ve zaviyelerin kapatılmasını (Kanun: 30 Kasım), memurların şapka giymesini (Kanun: 25 Kasım) kararlaştırdı.

4 Şubat 1926: Şapka Kanunundan 2 yıl önce yazmış olduğu "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı kitabında Şapka Kanununa muhalefet ettiği gerekçesi idam edildi.

17 Şubat 1926:İsviçre Medeni Kanunu uyarlanarak kabul edildi.

1926:Annesi 90 yaşında İstanbul'da öldü. 53 yaşındaki Akif, Mısır Darülfünunu Edebiyat Şubesi, Edebiyet-ı Türkiye müderrisliğine atandı. (1936'ya kadar)

10 Nisan 1928:Anayasa'dan "devletin dini, din-i İslamdır" ve din hükümlerinin meclis tarafından yerine getirileceği ibaretleri çıkarıldı.

1928:Akif'in damadı Ömer Rıza Doğrul, Safahat'ın mevcudu tükenmiş ciltlerini yeniden bastırdı. Kabil Elçiliği'ne giden Hikmet Bayur, Mısır'da Akif'ten Kur'an çevirisini istediyse de alamadı.

1 Aralık 1928:Yeni harfler kullanılmaya başlandı.

1 Ocak 1929:Eski yazıyı kullanma yasağı başladı.

1 Eylül 1929:Okullarda Arapça ve Farsça dersleri kaldırıldı.

22 Ocak 1932:Türkçe Kur'an ilk kez Yerebatan Camii'nde okundu.

1932:Mısır'a giden Eşref Edip Akif'in Kur'an çevirisini vermeye ikna edemedi.

7 Şubat 1933:İstanbul'da bütün camilerde ezan ve kamet Türkçe okunmaya başlandı.

1933:Akif (60 yaşında), Mısır'da Safahat'ın yedinci kitabı Gölgeler'i bastırdı.

1935: Mısır'da hastalanan Akif (62 yaşında), tedavi olmak için Lübnan'a gitti. Oradan Antakya'ya geçti.

19 Haziran 1936: 63 yaşına Akif hasta olarak İstanbul'a geldi.

27 Aralık 1936: Mehmet Akif, İstanbul'da siroz hastalığından öldü.